Ana Sayfa Güncel Matbaacı Abdullah Tola’dan Isparta Tarihine Işık Tutan Yazı: Kutlubey Camii

Matbaacı Abdullah Tola’dan Isparta Tarihine Işık Tutan Yazı: Kutlubey Camii

Isparta’nın kent belleğine önemli katkılar sunan matbaacı Abdullah Tola, arşivlerden çıkardığı belgelerle Isparta tarihine ışık tutmaya devam ediyor.

Tola, bu kez Isparta’nın simge yapılarından Kutlubey Camii (Ulu Camii) ile ilgili kaleme aldığı yazıyla dikkat çekti.

Vakfiyesine göre 1429 yılında mevcut olduğu bilinen bir caminin temelleri üzerine, II. Abdülhamid’in 1899 yılındaki yeniden inşa emriyle yaptırılan ve 1904’te tamamlanan, 1914 depreminde yıkıldıktan sonra 1922 yılında bugünkü haliyle inşa edilen Kutlubey Camii’nin bilinmeyen yönlerini arşiv belgeleriyle ortaya koyan Tola’nın yazısı, kent tarihine meraklı vatandaşlardan büyük ilgi gördü.

Isparta tarihine yönelik arşiv çalışmalarıyla bilinen Abdullah Tola’nın, kent belleğini yaşatma adına takdir toplayan çalışmasında Kutlubey Camii için şu bilgiler yer almakta:

BİR ISPARTA HİKÂYESİ….   Yıl 1899…

Isparta’nın en önemli tarihî eserlerinden Kutlu Bey Camii’nin ahşap direkleri çürümeye başlamıştı.

Dönemin Isparta Mutasarrıfı Hüseyin Hüsnü Paşa meseleye el attı.

Başlangıçta birkaç direğin değiştirilmesi düşünülüyordu. Ancak caminin damı açıldığında durumun sanılandan daha ciddi olduğu görüldü. Ahşap direklerin büyük bölümü çürümüştü.

Bunun üzerine caminin yeniden yapılmasına karar verildi.

Isparta halkı da elini taşın altına koydu. Halktan 500 küsur lira toplandı.

Fakat mesele yalnızca Isparta’nın kendi imkânlarına bırakılmadı.

Konu devletin merkezine taşındı.

Caminin, Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yılı hatırasına yeniden yapılması ve “Hamidiye” adını taşıması için izin alındı.

Ve merkezden Isparta’ya yalnızca izin gelmedi.

Sultan II. Abdülhamid de Isparta’daki bu esere maddi katkıda bulundu.

Padişahın verdiği parayla caminin ikinci minaresinin yapılması kararlaştırıldı.

İnşaat tamamlandı ve cami 1902 yılında ibadete açıldı.

Hüseyin Hüsnü Paşa’nın Isparta’daki yaklaşık on yıllık görev dönemine baktığımızda ise hikâyenin yalnızca bir camiden ibaret olmadığını görüyoruz.

Hastane, telgrafhane, okullar, askerî yapılar…

Şehrin imarı, eğitimi ve ekonomik hayatı için yapılan başka çalışmalar…

Bugün üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti.

İsimler değişti.

Makamlar değişti.

Devir değişti.

Dersaadet’in yerini Ankara aldı.

Arzuhallerin yerini proje dosyaları aldı.

Günler süren yolculukların yerini birkaç saatlik seyahatler aldı.

Fotoğraf makinesi geldi, televizyon geldi, sosyal medya geldi…

Fakat galiba değişmemesi gereken bir şey vardı:

Memleket adına makam sahibi olmanın sorumluluğu.

Devletin merkezine ulaşabilmek elbette kıymetlidir.

Devlet büyükleriyle görüşmek kıymetlidir.

Memleketinin kültürünü, sofrasını, güzelliklerini tanıtmak da kıymetlidir.

Bunların hepsi güzel hatıralardır.

Ama tarih bize başka bir şeyi daha hatırlatıyor:

Bir şehrin ileri gelenlerinin merkeze gitmesinden daha önemlisi, memleketlerinin hangi meselesini merkeze taşıdıkları ve geriye hangi hizmetle döndükleridir.

Çünkü sofralar kurulur, sonra kaldırılır.

Fotoğraflar çekilir, zamanla sararır.

Makamlar gelir, geçer.

Fakat bir şehre kazandırılan eser, çözülen bir mesele ve gelecek nesillere bırakılan hizmet kolay kolay unutulmaz.

1899’dan bugüne kalan bu küçük Isparta hikâyesi bana bunu düşündürdü.

Gerisini herkes kendi gönlünde, kendi vicdanında değerlendirsin.

Tarih bazen çok şey anlatır.

Yeter ki bugünden bakıp okumayı bilelim…

Surc-i lisan etti isek af ola … binler selam..