Ana Sayfa Prof. Dr. Mehmet ÖZHANLI EĞİRDİR

EĞİRDİR

 

Prof. Dr. Mehmet ÖZHANLI

İnsanlar, hiç görmedikleri cennetti gördükleri doğa güzelliklerinden yola çıkarak anlamaya çalışırlar, ancak yaşadıkları ya da gördükleri güzel yerleri “cennetten bir köşe” diyerek cennete benzetirler. Dört iklimin en iyi yaşandığı, her türlü rüzgârın müzik notaları gibi farklı seslerle estiği Anadolu, dünyanın dengesini sağlayan dağlarıyla, ovalarıyla, nehir ve gölleriyle cennetin kendisidir. Bu cennetin en güzel yerlerinden bir tanesi Isparta’nın Eğirdir İlçesidir. Isparta’ya 34 km mesafede bulunan Eğirdir, doğuda Anamas, kuzeyde Sultan, batıda Karakuş ve güneyde Barla Dağlarıyla çevrili ovanın ortasında bulunan tatlı su gölünün kıyısına kurulmuştur. Kuzeye doğru uzanan gölü Katrancık Dağları ikiye bölmekte ve kuzey bölümü “Hoyran” olarak isimlendirilmektedir. İki göl Yenice Boğazıyla birleşmektedir. Gölün etrafında birbirine yakın çok sayıda yerleşim Neolitik Dönemden başlayarak kesintiye uğramadan günümüze kadar gelebilmiş ve gelecekte de yaşamaya devam edecektir. Yüzünü göle dönmüş, güçlü bir geçmişten filizlenmiş bu yerleşimlerde yaşayanlar, cenneti görmek istiyorlarsa zamanın her anında göle farklı yansıyan güzellikleri fark etmeleri yeterli olur.

Gölden başlayan Aksu Nehri, Toros dağlarında yardığı derin vadiden akarak Akdeniz’e ulaşır. Nehrin doğduğu kaynağın boynuna gerdan gibi dolanmış olan İlçe, küçük dil gibi gölün içine uzanan adasıyla göle nüfuz etmiştir. İlçenin önüne kurulduğu dağın heybetinden ve bulutlara bir mızrak gibi saplanan sivriliğinden etkilenmemek mümkün değildir. Antik dönemde “Viarus” olarak isimlendirilen ve kutsanan dağ, ensesinde kurulmuş olan Prostanna kentinin Roma İmparatorluk Dönemi sikkeleri üzerinde betimlenme ayrıcalığına sahip olmuştur. Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemlerinde çok önemli askeri bir kent olan Prostanna’nın hükmettiği bu sivri dağın ve çevresinin bugün ülkemizin en iyi komandolarını yetiştirilmesi için eğitim alanı olarak seçilmesi tesadüfi olmasa gerek. Eğirdir sivrisi, konumuyla batıdan doğuya doğudan batıya geçiş sağlayan tek kapının merceği görevini görmektedir.

Anadolu’da yaşanan tarihsel evrelerin bir kesitini sunan ilçenin, en dikkat çekici dönemi Selçuklu ve ondan sonra gelen Beylikler Dönemidir. Anadolu’da bu dönemleri, Eğirdir gibi her şeyiyle kent çerçevesinde yansıtan çok az yerleşim günümüze korunagelmiştir. Bu dönemin önemli tanıkları olan Hızırbey Camii ve Dündarbey Medresesi ilçenin merkezinde geçmişin kalbi olarak atmaya devam ederken; geçmişte yaşanan acıların, korkuların sebep olduğu derin izleri kenti koruyan surların yüzeyinde görebilirsiniz. Yapıldıkları tarihten itibaren top güllelerine, koçbaşlarına ve saldıranların bin bir hilesine direnip düşmanın içeri girmesini engelleyen surlar, betonlaşmayı uygarlık sanan kapitalist düşünceye direnememiş ve büyük bir bölümü paletli kepçelerle yıkılmıştır. Kent bütünlüğü bozulmuş, yıkılan eski ahşap evlerin yerine hiçbir estetiği bulunmayan eski kentin dokusuna uymayan betondan yüksek binalar inşa edilmiştir. Beylikler Dönemi kentinin kalbi sökülerek surların hemen önünde inşası hala devam eden kapalı otopark bittiğinde buraya park edilen araçlar, dünyanın en şanlı araçları olacaktırlar(!). Tıpkı kentin doğusunda büyük bir bölümü dozerlerle kazılmış dağın hemen önüne göl manzaralı yapılan konutlarda oturanlar gibi(!).

Arabalarının bile göl manzaralı park edildiği Eğirdir, dağlarla kuşatılmış korunaklı, doyumsuz manzaralı coğrafyası, kıyısına kurulmuş olduğu gölü ve tarihi adalarıyla, dünyanın en güzel yerleri arasındadır. Topoğrafya ve konum ile İsviçre’nin Zürih kentine benzese de ondan daha güzel ve daha fazla tarihi ve arkeolojik imkânlara sahiptir. Tarih eserleri ve antik dokusu korunduğunda ülkenin en önemli turizm merkezi olacağından hiç kuşku yoktur. Mevsime uygun değişen gölün rengi, yüzmeye ve piknik yapmaya uygun plajları, tarihi Nis adası, kilise, camii, kervansarayları, medreseleri, surları ve gölün etrafında başta Barla/Barlais olmak üzere farklı dönemlere ait sayısız antik yerleşimleri ile elma bahçeleri Eğirdir’in bir cennet olduğunu tescillemektedir.

Anadolu’da yaşamış Miletli doğa filozofu Thales, maddenin ilk ana öğesi olarak suyu görür. Her şey, bir damlasında yeni bir canlı yaratmaya yeten sudan ve suyun etrafında şekillenmiştir. Biraz dikkat edilirse ülkenin en büyük tatlı su kaynağına sahip olan Eğirdir’in, yaşama, uygarlığa ve turizme uygun bütün koşullara sahip olduğu fark edilecektir…